Müşteri Sadakati Sıkıcı Anlarda Oluşur
Bir elektrikli süpürgenin küçük plastik parçasını ararken insanın kelime dağarcığıyla ilgili bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Parçanın ne yaptığını biliyorsunuz. Nereye takıldığını da biliyorsunuz. Ama adını bilmiyorsunuz. “Boruyla gövdenin birleştiği yerdeki küçük şey” açıklaması, ne yazık ki sitenin arama motorunda pek karşılık bulmuyor.
Ürünün model numarasını bulmanız gerekiyor. Bunun için cihazı ters çeviriyorsunuz. Altındaki etikette birkaç numara var. Hangisinin model, hangisinin seri numarası olduğunu anlamak üzere kısa bir araştırma yapıyorsunuz. Bir süre sonra birbirine çok benzeyen iki parçanın fotoğrafına bakıp aralarındaki farkı çözmeye çalışırken buluyorsunuz kendinizi.
Şirketin yeni ürününü satın almak isteseydiniz işler muhtemelen daha kolay ilerleyecekti. Renk seçimi, taksit seçenekleri, karşılaştırma tablosu. Belki ekranın köşesinde yardıma hazır biri de belirecekti.
Ama siz mevcut ürününüzü kullanmaya devam etmek istiyorsunuz. Bunun için biraz daha çalışmanız gerekiyor.
Markalarla kurduğumuz ilişkinin ilginç bir kısmı burada başlıyor. Satın almaya karar verene kadar şirketin bizim için hazırladığı dünyada dolaşıyoruz. Sonrasında o dünyanın nasıl çalıştığını öğreniyoruz.
Satın aldıktan sonra
Şirketler sadakat hakkında konuşurken genellikle anlatması daha keyifli şeylere yöneliyor. Topluluklar, kişiselleştirilmiş deneyimler, özel ayrıcalıklar, insanlarla kurulan duygusal bağlar. Bunların bir karşılığı var. Bir markanın tasarımını sevebilir, temsil ettiği dünyaya yakınlık duyabiliriz. Bazen bir reklam gerçekten hoşumuza gider.
Yine de bir ürünle geçirdiğimiz zamanın büyük bölümü daha sıradan işlerden oluşuyor.
Garanti kaydının tamamlanıp tamamlanmadığını anlamaya çalışıyoruz. Yeni filtrenin elimizdeki modele uyup uymadığını kontrol ediyoruz. İade ettiğimiz ürünün ulaşıp ulaşmadığını öğrenmek istiyoruz. Bir destek görüşmesinde, az önce başka birine anlattığımız sorunu yeniden anlatıyoruz.
Bu anlar şirketin kendini tanıtmak için seçeceği anlara pek benzemiyor. Ama şirket hakkında oldukça fazla şey söylüyorlar.
Satış sırasında hangi ürünü aldığımı bilen bir sistemin, destek istediğimde bunu yeniden sorması mesela. Bunun arkasında anlaşılır teknik nedenler olabilir. Farklı sistemler, farklı ekipler, yıllar içinde birikmiş kararlar. Müşterinin bütün bunları bilmesi gerekmiyor. Onun gördüğü, aynı şirketle konuşurken aynı bilgileri tekrar tekrar vermek zorunda kalması.
Bir noktada insan, satın aldığı ürünün yanında küçük bir idari görev de edindiğini hissediyor.
Bir dahaki sefere ne olacağını öğrenmek
Müşterinin harcadığı çaba üzerine yapılan araştırmalar, bu gündelik uğraşların önemini destekliyor. Caroline Ardelet ve Christophe Benavent’ın 2023’te yayımlanan, 96 markayla gerçekleşen 314 binden fazla etkileşimi inceleyen çalışması, genel olarak çaba arttıkça memnuniyetin düştüğünü gösteriyor. İlişki her sektörde ve iletişim kanalında aynı değil, ama müşteriye iş çıkarmanın bir bedeli var.
Buradan “işleri kolaylaştıran her şirket sadık müşteriler kazanır” sonucunu çıkarmak fazla rahat olur. İnsanlar fiyat yüzünden marka değiştiriyor. Daha iyi bir ürün çıktığı için değiştiriyor. Bazen de başka bir şeyi denemek istiyor.
Yine de küçük hizmet anlarının biriktirdiği bir bilgi olduğunu düşünüyorum: Bu şirketle bir sorun yaşarsam beni ne bekliyor?
Bir sonraki alışverişte yalnızca ürünleri karşılaştırmıyoruz. Önceki deneyimimiz de masada duruyor. Daha önce kolayca bulduğumuz bir parça, açıkça anlatılmış bir tamir süreci ya da gerçekten işimizi çözen bir destek görüşmesi, yeni kararın içindeki belirsizliği azaltabiliyor.
Bunu her zaman markaya duyulan güçlü bir sevgi olarak yaşamıyoruz. Bazen düşünce çok daha sade: Geçen sefer uğraştırmamışlardı.
Gündelik hayatta tekrar tercih ettiğimiz pek çok işletmeyle ilişkimiz zaten biraz böyle.
Bir vidanın arkasındaki sistem
IKEA’nın Birleşik Krallık’taki küçük yedek parça hizmeti bu açıdan bakmaya değer. Vida, dübel ve benzeri montaj parçaları ücretsiz sipariş edilebiliyor. Parça koduyla ilerleyen akışta, ihtiyacınız olan kodu ürünün montaj kılavuzundan bulmanız gerekiyor. Hizmet sayfası, bu siparişlerin takibinin yapılamadığını da belirtiyor.
Küçük bir parçanın eksikliği yüzünden bütün üründen vazgeçmek zorunda kalmamak değerli. Aynı örnek, deneyimin ne kadar ayrıntıya bağlı olduğunu da gösteriyor. Parçayı ücretsiz sunmak işin bir kısmı. Doğru parçayı tanımak, bulmak ve ne zaman geleceğini anlamak da müşterinin yaşadığı deneyimin içinde.
Ürün tasarımı açısından beni ilgilendiren yer burası. Yedek parça sayfasında gördüğümüz şeyin önemli bir bölümü, o sayfanın dışında çözülmek zorunda.
Eski modellerin kayıtları tutulmuş mu? Parçaların isimleri anlaşılır mı? Aynı parçanın hangi ürünlere uyduğu biliniyor mu? Stok bilgisi doğru mu? Destek çalışanı müşterinin gördüğünden daha fazla bilgiye ulaşabiliyor mu?
Bunlar ekrandaki birkaç düzenlemeyle tamamlanacak işler değil. Birbirine bağlı veriler, operasyonlar ve sorumluluklar var. Ama müşteri bütün bu yapıyla tek bir yerde karşılaşıyor: Aradığı parçanın sayfasında.
O sayfa çalışmadığında, şirket içindeki kopuklukları kendi zamanı ile kapatmaya başlıyor. Kılavuzu buluyor, fotoğraf çekiyor, mağazaya soruyor, gelen cevabı başka birine iletiyor. İyi niyetli çalışanlarla da karşılaşabilir. Hatta herkes elinden geleni yapıyor olabilir. Buna rağmen işin koordinasyonu müşteride kalabilir.
Bir şirketin iç işleyişini öğrenmek, ürünü kullanmanın ön koşulu olmaya başladığında ortada tasarımla ilgili epey büyük bir mesele var.
Cevap gelmesiyle işin ilerlemesi arasında
Hızlı cevap almak da benzer şekilde kolayca yanlış anlaşılabilen bir hedef.
Bir destek talebine birkaç saniye içinde otomatik yanıt gelebilir. Ardından talebin alındığını, ilgili ekibe iletildiğini ve bizim için önemli olduğunu öğrenebiliriz. Bunların hepsi doğru olabilir. Fakat aradığımız bilgi hâlâ eksiktir: Şimdi ne olacak?
Bazen sorun hemen çözülemez. Parça stokta yoktur. Ürünün incelenmesi gerekir. Tamir sırası vardır. İnsanların her durumda anında çözüm beklediğini varsaymak da gerçekçi gelmiyor bana. Beklerken neyi beklediğimizi bilmek ise oldukça makul bir beklenti.
Patagonia’nın Avrupa’daki tamir süreci, başvurunun ardından iki ila beş iş günü içinde değerlendirme ve bilgilendirme öngörüyor. Bu, ürünün o sürede tamir edileceği anlamına gelmiyor. Başvurudan sonra hangi adımın geleceğini tarif ediyor.
Bu açıklama tek başına iyi bir deneyimin garantisi değil. Verilen süreye uyulması, incelemenin yapılması, sonraki adımların işlemesi gerekiyor. Ama müşterinin her sabah aynı sayfayı açıp bir gelişme olup olmadığını kontrol etme ihtiyacını azaltabilecek bir başlangıç.
Burada iyi tasarımın oldukça mütevazı bir işi var: İnsanın aklında açık kalan işi biraz daha yönetilebilir hâle getirmek.
Her sorunun bir kahramana ihtiyacı yok
Müşteri hizmetleri hikâyelerinde büyük jestleri seviyoruz. Çalışanın olağanüstü çabası, beklenmedik hediye, sorunu çözmek için aşılan mesafeler. Bunlar anlatılmaya değer olabilir. Fakat her müşterinin işini halletmek için şirket içinde bir kahraman bulması gerekiyorsa, o hikâyenin başka bir tarafı da var.
Üstelik iyi bir telafinin müşteriyi eskisinden daha sadık yapacağı kesin değil. Hizmet telafisi üzerine bir meta-analiz, sorunun iyi çözülmesinin memnuniyet açısından olumlu bir etkisini bulurken, yeniden satın alma niyeti ve tavsiye gibi sonuçlarda aynı etkiyi anlamlı bulmuyor.
Bu yüzden her sorunu etkileyici bir marka anına dönüştürme fikrine biraz mesafeliyim. İnsan bazen yalnızca doğru parçanın gelmesini istiyor. Destek görüşmesinden ilham alarak ayrılması gerekmiyor.
Hatta işlerin iyi gittiği pek çok anın özel bir hikâyesi olmayabilir. Garanti kaydı tamamlanır. Onay gelir. Ürün gerektiğinde hesapta görünür. Bir sorun çıktığında bilgi oradadır.
Böyle bir deneyim için arkadaşlarımıza uzun uzun bir şey anlatmayız. Günün geri kalanına geçeriz.
Küçük plastik parça da sonunda geldiğinde yerine takılır. Süpürge çalışır. Kutusu kaldırılır, evde başka bir işe dönülür.
Aylar sonra yeni bir ürün bakarken o parçayı bulduğumuz sayfayı hatırlamayabiliriz. Ama o şirketle iş yapmanın nasıl hissettirdiğine dair belli belirsiz bir fikrimiz vardır. Karar verirken onu da kullanırız.